Psikiyatri yatış sicile işler mi ?

Koray

New member
Bir Hastane, Bir Ruh: Psikiyatri Yatışının Peşinden Giden Hikâye

Merhaba sevgili forumdaşlar,

Bugün sizlere bir hikaye anlatmak istiyorum. İçinde, hayatın tam ortasında kalmış, duygusal boşluklar içinde kaybolmuş, ama aynı zamanda yeniden doğmuş bir karakterin öyküsü var. Bu yazıyı yazarken bir yandan zihnimdeki düşünceleri döküyorum, diğer yandan belki de birçoğumuzun kaybolmuş olduğu o anı hatırlatmak istiyorum: Kendi ruhumuzu bulmaya çalıştığımız o anı. Hepimizin zaman zaman kendimizi kaybettiğimiz anlar olur. İşte bu hikaye, kaybolan bir ruhun, yeniden bulunma çabasını ve onun arkasındaki toplumsal yargıları anlamaya çalışan bir yolculuğun öyküsüdür.

Bir hastane odasında geçen bir olayın, bir insanın hayatı üzerinde nasıl kalıcı izler bırakabileceğini anlatacak. İsterseniz başlayalım.

Yusuf’un O Sonraki Günleri: "Burası Bir Hapishane Mi?"

Yusuf, 30’lu yaşlarının ortasında, İstanbul’un yoğun hayatından bunalmış bir adamdı. Kendisini hiç tanımadığı bir boşluğa sürüklemişti; bir tür kaybolmuşluk hali, hem ruhunda hem de bedeninde. Evliliği bitmiş, iş hayatı çökmüş, bir süredir de hiçbir şeyin anlamı yokmuş gibi hissediyordu. Kendi içindeki bu kaybolmuşluğu ne bir arkadaşına anlatabilmiş, ne de bir aile büyüğüne.

Bir gün, hayatında bir şeyler değişmek zorundaydı. Herkesin gördüğü o karanlık noktalardan birinde, bir hastanenin kapısından içeri girmişti. Psikiyatri servisinde yatış yapması gerektiği söylendiğinde, bir an içi buz kesti. "Yatış sicile işler mi?" sorusu aklından geçti. Her zaman maskesini takan, güçlü, çözüm odaklı bir adam olarak, böyle bir yerde olmak onu yıkmıştı. İnsanlar ne düşünürdü? "Burası bir hapishane mi?" diye düşündü. Zihnindeki bu düşünceler, onu daha da yalnızlaştırıyordu.

Yusuf’un gözleriyle gördüğü dünyaya kimse müdahale edemezdi, çünkü o bir adamdı, çözüm odaklıydı, bir sorunu çözmeden bir adım bile atmazdı. Ama şimdi, o kadar kırgındı ki, her şeyin alt üst olduğuna inanmaya başlamıştı. Psikiyatri servisi, ona kendisini zayıf hissettirmişti. Zayıf olmak, bir erkeğin dünyasında en büyük korkusuydu. Zihnindeki her şeyin ne kadar kırılgan olduğu yüzüne vurulmuştu.

Zeynep’in Empatisi: "Her Şeyin Bir Nedeni Vardır"

Zeynep, Yusuf’un hastaneye yatmasından birkaç hafta sonra, aynı hastaneye gelmişti. Birçok insanın gördüğü gibi, o da bir ruhsal çöküş içindeydi. Fakat Zeynep’in yaklaşımı, ona içsel bir farkındalık ve duygusal derinlik kazandırmıştı. Kadın olmak, toplumun dayattığı normlara göre duygusal olmak demekti belki de. Ama Zeynep için, duygusal olmak, içsel bir yolculuktu; bir kaybolmuşluğu, bir huzuru, bir anlamı arayıştı. Onun dünyasında, her şeyin bir nedeni vardı.

Zeynep, ne kadar zorlayıcı olursa olsun, her duygusunu kabul etmeye çalışıyordu. Hayatın getirdiği zorluklar karşısında pes etmek yerine, bir çözüm aramak yerine, "Neden?" diye sormak ve bu sorunun duygusal yanıtlarını anlamak ona güç veriyordu. Başlangıçta Yusuf’un katı ve çözüm odaklı yaklaşımına karşılık, Zeynep’in empatik bakış açısı biraz tuhaf görünmüş olsa da zamanla, ikisi de birbirlerinin düşünce biçimlerini anlamaya başladılar.

Zeynep, bir gün Yusuf’a şöyle dedi: "Bazen çözüm aramak, kaybolmuş hissettiğimizde bizi daha da kaybettiriyor. Bunu fark etmek, iyileşme sürecinin bir parçası."

Bu sözler, Yusuf’un zihninde yankılandı. Kendisini kaybetmişken, duygusal olarak ne kadar donmuş olduğunu fark etti. O an, Zeynep’in söyledikleri onu derinden etkiledi. Kadınların duygusal empatisi, bazen çözümden çok daha fazla iyileştirici oluyordu.

Sicil Meselesi: Kim Ne Düşünür?

Yusuf, hastaneden taburcu olduktan sonra, zihnindeki bu karanlık dönemi geride bırakmaya çalıştı. Ama bir sorusu vardı: "Psikiyatri yatışı, sicile işler mi?" Cevap basitti: "Evet, işler." Ancak, yattığı hastane kaydının bir gün bir iş başvurusunda, bir sigorta işlemi veya toplumsal bir ilişkide karşısına çıkıp çıkmayacağını kimse bilemezdi. Bu, onun için bir tabu haline gelmişti. Zihnindeki bu "sistem" yargılarına, toplumun kurallarına, başkalarının gözlemlerine karşı duyduğu korku daha da derinleşiyordu.

Zeynep, tüm bu düşünceleri fark ettiğinde, ona cesaret verdi. "Herkesin bir hikayesi vardır," dedi. "Sadece senin değil, herkesin bir geçmişi, bir kaybolmuşluğu vardır. Bunu saklamak, sadece senin yükünü artırır. Kendini olduğu gibi kabul et."

Sonuç: Yavaş Yavaş İyileşen Bir Ruh

Yusuf, Zeynep’in rehberliğinde, kendi iç yolculuğunu yapmaya başladı. Psikiyatri yatışının siciline işleyip işlemediği artık önemli değildi. Önemli olan, kendisini kabul edebilmesi ve iyileşme sürecini onurlandırabilmesiydi. O, çözüm arayan bir erkek, Zeynep ise duygusal bağlarıyla iyileştirmeyi başaran bir kadındı. Birlikte, birbirlerinden çok şey öğrendiler.

Hikayenin sonunda, belki de hepimiz şunu anladık: Kimse kusursuz değil. Hepimizin yara izleri var, belki de onları saklamaya çalışmak, bizim en büyük yanılgımız. Bir psikiyatri yatışı sicile işler mi? Belki de hayatın bu tür yükleri, sadece bir kısmımızın taşıması gereken bir sorumluluktur. Ama unutmayalım: Kimseyi yargılamadan önce, herkesin hikayesini dinlemek gerek.

Sizce, psikiyatri yatışı gerçekten bir sicil meselesi midir? Yoksa toplumun bu konuya yaklaşımı zamanla değişir mi? Yorumlarınızı bekliyorum.